9. Üniversite Teşkilatları Türkiye Buluşması sonuç bildirisi


731 | 21.09.2017
| |

Eğitim-Bir-Sen 9. Üniversite Teşkilatları Türkiye Buluşması Haymana’da yapıldı. Sendikal çalışmaların görüşüldüğü, üniversite personelinin sorunlarının ele alındığı ve gündeme ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı toplantının sonunda şu kararlar alındı:

Irk, dil, din, sınıf gibi, hiçbir ayrım gözetmeksizin, devredilmez, vazgeçilmez temel insan haklarını, korunması ve yaşatılması zorunlu medeniyet değerleri olarak telakki ediyor, bütün haklarıyla insana saygılı bir medeniyet ikliminde insanlığın tekrar soluklanmasını diliyoruz. Dünyanın birçok yerinde, tahammül ve dayanma sınırlarını aşacak ölçüde ve sistemli olarak sürdürülen mezalimi, zulmün her çeşidini, onları destekleyip cesaretlendirenleri lanetliyoruz. Küresel ve yerel düzlemde barışın ve adaletin tesisi için herkesi elini taşın altına koymaya çağırıyoruz.

Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Arakan’da yaşanan katliamlar, soykırımlar ve terör örgütleri eliyle gerçekleştirilen saldırılar sonucunda hayatını kaybedenleri, istatistiki veri ya da sayı olarak görenleri kınıyor, yitirdiklerimizin insan olduğunu haykırıyoruz. Beşli çetenin güdümünde olan Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, adaletsiz dünya sisteminin ürettiği birçok kuruluşun varlık sebebinin sorgulanması gerektiğinden hareketle hakkı ve adaleti tesis etmeyen her yapının tarihin çöplüğüne gitmek durumunda olduğuna inanıyoruz.

15 Temmuz darbe teşebbüsü ve sonrasında oluşan tablo, bu tablonun devamına ve 15 Temmuz’da yaşanan kalkışmanın tekrarına engel olmak amacıyla ilan edilen olağanüstü hali, anayasal gereklilik ve hukuki zorunluluk kapsamında görmekle birlikte, normalleşme ve olağanlaşma adımlarının da hızla atılması gerektiğine inanıyoruz. Bu kapsamda kamu personelinin statüsünü, çalışma şartlarını, hak ve yükümlülüklerini içeren düzenlemelerin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerine konu edilmemesi çağrısında bulunuyoruz.

FETÖ ile mücadele ediliyormuş algısı oluşturan çıkarcı çevrelerin, FETÖ suçlamasıyla masum insanlara zulmetmesinin ve bunları ayıklaması gereken mercilerin de hata yapmamak adına hiçbir şey yapmayarak masumları kaderine terk etmesinin önlenmesi gerektiğini bir defa daha ifade ediyoruz.

Yükseköğretim ve yükseköğretimin niteliği, derin sosyo-ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin yaşandığı son 30 yıllık dönem sonrası tüm dünyada yeniden sorgulanmaktadır. Türkiye’de de yükseköğretim ve yükseköğrenim sorunu uzun yıllardır çok boyutlu olarak yoğun bir şekilde tartışılmakta ve talepleri karşılayabilmek için reform ihtiyacı toplumun hemen her kesimi tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Yükseköğretimde reform yapılmasının gerekliliği konusunda toplumun tüm kesimleri arasında uzlaşma olmasına karşın reformun nasıl olması gerektiği konusunda bugüne kadar bir uzlaşma sağlanamadığından yükseköğretim alanında köklü bir reform gerçekleşememiştir. Türkiye’de yükseköğretimin yapılandırılmasına ilişkin tartışmalar uzun yıllar sadece Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) yapısı ve rektör seçimleriyle sınırlı kalmış ve yükseköğretimin asıl sorunları gündeme gelememiştir. Üniversitelerin sayısı artırılırken sorunların ve çeşitli yetersizliklerin giderilmesi ile eğitim-öğretimin kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar da eş güdümlü olarak yapılmalıdır.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından, üniversiteleri zapturapt altına almayı, üniversiteleri adeta birer askeri kışla haline getirmeyi, akademisyen ve idarecileri ideolojik baskı altında tutmayı amaçlayan bir kanundur. Oysa bu yaklaşım, üniversitenin doğasının gerektirdiği özgür düşünce ve ifade ortamının inşa edilmesiyle taban tabana zıt bir yaklaşımdır. Cumhuriyetin 100. yılında dünyanın en büyük on ekonomisi içinde yer almayı ve 2023 vizyonuna ulaşmaya imkân verecek olan üniversitelerin oluşabilmesi için özgür düşünceye sahip bireyler yetiştirmeyi hedefleyen, toplumsal kalkınmaya yönelik bilimsel bilgi üretiminin sağlanmasının yanında iş güvencesini esas alarak katılımcı bir yükseköğretim yönetimini önceleyen yeni bir kanun ivedilikle çıkarılmalıdır.

Özgür düşüncenin kalesi olması gereken üniversitelerimizde, din, dil, etnik köken, mezhep, siyasi tercih ve dünya görüşü farklılıkları çatışma sebebi değil, toplumsal zenginlik olarak görülmeli, bu farklılıkların çatışma sebebi haline getirilmesine üniversite yönetimleri zemin hazırlamamalıdır. Üniversite yönetimleri, farklı düşünce ve inançlara en başta kendileri saygı duymalı, çatışmaları körüklemek yerine yapıcı politikalar geliştirerek evrensel üniversite misyonuna uygun hareket etmelidir.

Çatışma ortamının sona erdirilerek toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için gösterilen çalışma ve çabalar, demokratik ve çoğulcu bir toplum düzeninin kurulabilmesi için samimiyetle desteklenmelidir. Bu kapsamda üniversitelerimiz, birlik ve beraberliğimizin önündeki engelleri kaldırmayı ve kalıcı bir barış ortamının tesisini hedefleyen çabalara yapıcı katkıda bulunacak çalışmalar yürütmelidir.

Mobbing kavramının ülkemizde literatüre girmesinde üniversitelerdeki hukuka aykırı uygulamaların başat rol oynadığını üzüntüyle müşahede ediyoruz. Bu kapsamda 2547 sayılı Kanun’un 13/b-4 maddesinin üniversite rektörlerince sınırları çizilmemiş yetkiye dayanılarak bir baskı, sürgün, mobbing, hukuksuzluk, sendikal müdahale aracı olarak kullanılmasına dün olduğu gibi bugün de sessiz kalmayacağız. Bu hukuksuz uygulamalara sebebiyet veren 2547 sayılı Kanun’un ilgili maddesi acilen yürürlükten kaldırılmalıdır.

Üniversitelerin topluma katkı sunan ve bilimsel bilgi üreten kurumlar haline dönüşebilmeleri, akademisyenlerin zamanlarını araştırma ve bilgi üretmeye hasretmeleriyle mümkündür. Akademisyenlerin bilimsel bilgi ve toplumsal hizmet üretebilmelerinin ön şartının ise iş güvencelerinin sağlanması, mali haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi olduğunu bir kez daha dile getiriyoruz. Akademisyenlerin, mali açıdan hak ettikleri seviyeye getirildiği, yıllardır mahrum bırakıldıkları sosyal saygınlığı her zaman ve zeminde yaşadıkları bir kimlik formuyla hizmet ettiği üniversiteler üretmek zorundayız.

Büyükşehirlerin sosyal, kültürel, sanatsal, sağlık ve eğitim imkânlarının cazibesi nedeniyle bu tür imkânlara sahip olmayan illerde yeni kurulan ve gelişmekte olan üniversiteler, öğretim elemanlarının ve idari personelin kurumsal bağlılığını sağlamakta zorlanmaktadır. Bu üniversitelerdeki akademisyenlere ve idari personele çalışmalarını cazip hale getirecek daha yüksek maaş, tazminat, lojman, çocukların okul masraflarına destek, döner sermaye gelirlerinden daha fazla pay gibi ilave imkânlar sağlanmalıdır. Ayrıca üniversite geliştirme ödenek oranları, şehirlerin, hatta fakülte ve yüksekokulların bulundukları ilçelerin sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişlik düzeylerine bakılarak artırılmalı; geliştirme ödeneği devamlı hale getirilmelidir.

Yükseköğretimde çalışanları temsilen sendikalar demokratik yönetimin ve katılımcılığın gereği olarak bütün planlama ve yönetim süreçlerinde paydaş olarak yer almalıdır.

Yükseköğretim kurumlarında eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerinde evrensel düzeyde kabul edilen etik değerlere ve ilkelere uygun çalışmalar yapılması için düzenlemeler yapılmalıdır. Bu düzenlemelerle kayırma, kollama, kopya, dublikasyon, bilimsel araştırma hırsızlığı gibi uygulamalara karşı caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir.

Öğretim elemanlığına atanmada, atama yapılacak alana münhasır tüm adaylarca elde edilebilir/erişilebilir, objektif ve ölçülebilir şartlar esas alınmalıdır. Akademik yükselmelerde yükseköğretim kurumlarının kendi akademik personelini işe alma konusundaki özerkliği muhafaza edilmekle birlikte akademik yükselmeleri karara bağlayacak kurul ve/veya jüriler yönünden keyfi tutumları ve aynı şartları haiz olanlara yönelik değerlendirme farklılıklarını önleyecek somut ve ölçülebilir kriterler konulması, verilen kararlara karşı ise -yükseköğretim üst kurum ve kuruluşları nezdinde- hızlı ve etkin çözüm sağlayan bir itiraz mekanizması öngörülmesi yerinde olacaktır.

2547 sayılı Kanun’da yapılan son değişiklikle araştırma görevlileri kadrolarına atamaların 50/d maddesi kapsamında yapılması öngörülmüştür. 33/a maddesi kapsamındaki atamalar dahi iş güvencesi açısından tam bir garabet örneği iken tüm araştırma görevlisi kadrolarına atamaların 50/d gibi iş güvencesinin esamesinin okunmadığı bir yolla yapılması hatasından çok geç olmadan dönülmelidir. Yetkilerinin sınırı belirlenmemiş ve fiilen hiçbir denetime tabi olmayan rektörlerin iki dudağı arasında kalmış bir istihdam modeli getiren 2547 sayılı Kanun yerine öğretim elemanlarının iş güvencesini esas alan bir düzenleme ivedilikle gereklidir.

Bilim insanı yetiştirme ve ortak araştırma etkinliklerinde bulunma konusunda üniversiteler arasındaki iş birliğini artırma faaliyetleri ile gelişmiş üniversitelerin bilgi birikimi ve deneyimlerinden diğer üniversitelerin de yararlandırılmasının öğretim üyesi yetiştirme süreçlerine olumlu katkısı, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında tecrübe edilmiştir. Bu itibarla ÖYP programının tamamen kaldırılması hatalı bir uygulama olup sistemin aksayan yönleri açısından düzenleyici tedbirler geliştirmek suretiyle yürürlüğe konulması yerinde olacaktır.

Akademik ve idari personelin, daha iyi üniversite, daha bilinçli gençlik, daha donanımlı toplum ve daha güçlü Türkiye için el ele verdiği, birinin diğerinden daha az ya da daha fazla değerli görülmediği, idari personelin söz hakkını en çok akademik personelin savunduğu, idari personelin akademisyenlere daha iyi eğitim ve daha fazla üretim için destek vermeyi görev saydığı bir üniversite profili ortaya konulmalıdır.

Üniversitelerde ortaya konulan toplumsal hizmetin üretimine akademik personel kadar katkıda bulunan ve akademik çevre kavramının ayrılmaz bir parçası olan idari personele de, akademik personele tanınan geliştirme ödeneği, yükseköğretim tazminatı, döner sermaye ödemesi gibi temel mali ve sosyal haklar verilmelidir.

Üniversitelerde görevde yükselme ve unvan değişikliği sürecine işlerlik kazandırılmalı; suistimallerin önlenebilmesi için görevde yükselmeye tabi tüm kadrolar merkezi olarak YÖK tarafından ilan edilerek yine merkezi olarak gerçekleştirilecek görevde yükselme sınav sonuçlarına göre söz konusu kadrolara atama yapılmalı; idari personele üniversiteler arasında yer değişikliği imkânı tanınmalıdır.

Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun işlevselliğinin ve etkinliğinin artırılması amacıyla kurum çalışanlarının mali hakları başta olmak üzere özlük hakları iyileştirilmeli; özel ve gece hizmetleri gibi kurumsal kökenli çalışma koşullarından kaynaklı hak kayıpları giderilmelidir.

Kredi ve Yurtlar Kurumu çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik ilgili yasal düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır. Kurum personelinin yer değişikliği işlemleri MEB’de olduğu gibi yönetmelik hükümleri çerçevesinde hukuki statüye kavuşturulmalı; görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları bir an önce gerçekleştirilmelidir.

Terör örgütlerinin yükseköğrenim gençliğinin barınma sorununu istismar ederek bu konuyu eleman devşirme yolu olarak kullanmaları gözetilerek, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun fiziki altyapısı ve personel sayısı artırılmalı; kurumun doğrudan hizmet sunamadığı durumlarda barınma bursu gibi alternatif hizmetler sunulmalıdır. 

 

Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top